Giriş ya da Kayıt Ücretsiz!
> Anasayfa > Yazılar >
Kullanıcı Bölümü
Merhaba Ziyaretçi
IP: 54.92.239.248

Kullanıcı Adı
Şifre
Anket
Mutlu olmak için mutlaka ihtiyacımız olan şey nedir ?
Maddiyat
Maneviyat
Kimler Online
Unknown 54.92.x.x
En Çok İndirilenler
Ergenekon'un ruh halleri
Date 07/05/2011 17:15 Author Deniz Ülke Arıboğan
RSS
Ergenekon soruşturması giderek daha da dallı budaklı ve anlaşılmaz bir noktaya doğru ilerliyor. Kasetler, şantajlar, yazılmamış kitaplar, virüsle bilgisayara eklendiği iddia edilen notlar, telefon dinlemeleri, cemaat müdahalesi ithamları havalarda uçuşuyor. Hollywood'un en güçlü senaristlerinin bile dudaklarını uçuklatacak senaryolar fırında, taze pişmiş masalara servis edilmeyi bekliyor.

Gerçek ile gerçek olmayan arasında artık ayırıcı bir hat yok. Her şey gerçek ve kim ne diyorsa o! Bizlerse o gerçeklerin arasından kendi senaryomuza uygun olanı seçmek ve diğerlerini elimizin tersiyle itmek dışında yapacak bir şey bulamıyoruz. Ortada bir durum var; tarif edilemez, anlaşılamaz ve çok karışık bir durum.

Gazeteciler, akademisyenler, askerler ve değişik meslek gruplarına mensup siyasi kimlikler hapisteler. Yargılamanın bitmesini bekliyorlar. Bazılarının tutukluluk durumu neredeyse 3 yıla yaklaşmış durumda. Cezaevlerinde yargılanmayı bekleyen tutuklu sayısının 50.000'i aştığını bizzat Adalet Bakanı söylüyor. Bu insanlar kaç yıldır içerideler ve daha kaç yıl kalacaklar kimse bilmiyor. Bu arada Allah'tan yargı reformu da yapılmış durumda (biz pek fark edemedik ama!)

Adalet Bakanlığı'nın yayınladığı 'Yargıda Reformun Neresindeyiz?' başlıklı rapor 2011 yılı itibarıyla kaydedilen gelişmeleri özetlemiş. Veriler hiç de fena görünmüyor. İnsan kaynakları bakımından durum şöyle: Hakim ve savcı oranı %26 artmış, faaliyet gösteren mahkeme sayısındaki artış %35, personel sayısı bu yılki alımlarla %75 artacakmış. Fiziki imkanlar da gelişme göstermiş ve tam 130 adliye binası son 7 yılda hizmete sokulmuş. Bilgisayarlar alınmış, entegre edilmiş, AB normlarına uygun düzenlemeler yapılmış. Birlikte alkışlayalım, tamam!

Tamam da, peki nedir toplumun geniş bir kesimini saran bu güvensizlik duygusu? Neden tehdit altında hissediliyor? Neden telefonlarda rahat konuşulamıyor, mesajlaşılamıyor? Neden bazı konularda 'yazmak, söz söylemek yürek ister' kanaati yayılıyor? Neden belli meslek gruplarında çalışanlar geceleri uykuya yatarken bu sabah gözaltına alınır mıyım acaba endişesi taşıyor? Neden baskı ve saldırı altında olunduğu hissiyatı var? Bunu kim yapıyor, kim yayıyor, kim engelleyemiyor?
Kimin yaptığı ve yaydığı konusunda farklı kanaatler olabilir ama engellemesi gerekenin hükümet olduğu hiç kuşkusuz. İktidar olmak böyle bir sorumluluk gerektiriyor. Bir darbe soruşturmasını durdurmak, engellemek hükümet açısından elbette mümkün değil. Sayın Başbakan vaktiyle 'ben Ergenekon'un savcısıyım' demeseydi, belki konu hükümete bu kadar mal edilmeyebilirdi. Lakin şimdilerde 'bu yargının sorumluluğunda, hükümetimizin bu konuyla ilgisi yoktur' demek de yeterli olmuyor. Çoğu kimse hükümetin sorumlu olduğuna inanıyor, bu da çok önemli bir soruşturmayı basit bir siyaset mücadelesi haline sokuyor.

Bütün Ergenekon soruşturmasının sorumluluğunu Zekeriya Öz'ün üzerine yüklemenin de doğru olmadığı kanısındayım açık söyleyeyim. Bir kurban bulup ortaya sürmek işleri çok kolaylaştırıyor kuşkusuz. Devasa bir adli süreç devam ediyor ama meğerse sadece bir kişi, tek başına iş edinmiş memleketi dönüştürüyor, öyle mi? Bu dönüştürme çabası eğer iyi bir şeyse de, kötü bir şeyse de ben bunun tek kişilik bir oyun olmadığına inanıyorum. Bu ülke aslanın ağzına atılacak et bulmakta pek mahirdir, biliriz. O bakımdan esas tasarımcının kim olduğu bence daha ilgi çekici.
Sonuç olarak bu, işlemekte olan bir hukuki süreç devam ederken de temelini bilmediğim konularda yorum yapmaktan imtina ediyorum. Lakin bir yandan soruşturma gizli derken, diğer taraftan gazetelerde ayrıntıların verilmesini anlamıyorum. Bir yandan hak, hukuk derken, diğer yandan suçlu oldukları tespit edilmeden içeride yıllarca tutulan ve artık tek kişilik hücrelere ayrılan insanlara yapılan haksızlığı anlamıyorum. Bir yandan yargıda reform sözünü sloganlaştırırken, diğer yandan bu kadar yargısız infaz örneğini anlamıyorum.

Ben anlamasam ne olur, o ayrı. Zaten memlekette kimse de birbirinin ne dediğini anlamıyor ya da anlamak istemiyor. Bir toplu terapi merkezi mi kursak acaba?
Tags Ergenekon